Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız

Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız 6

Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız ?

Digital Age Dergisi “Mart- Nisan” 2019 sayısı için kaleme aldığım makalede algortimaların sosyal medyaya etkilerini ele aldım.

Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız?

Algoritmalar sosyal bağları geliştirmek, zaman kazandırmak, standartlar oluşturmak ve popülerliği artırmak için tasarlandı. Algoritmik zaman çizelgeleri ise sosyal mecraları adeta ele geçirdi. Peki algoritmalar başarıya ulaştı mı, yoksa yapay zeka destekli algoritmaların oluşturduğu otomasyonun birer çarkı haline mi geldik?

Sorgulamayı gittikçe unutan, önüne sunulanı tüketmeye meyilli toplumlar olarak ağlara karşı geliştirdiğimiz bağlarımız iki ileri bir geri sürüyor. Wikipedia girişleri engelleniyor, trend başlıkları manipüle ediliyor, aramalarda leb demeden leblebiyi anlayan otomatik tamamlamalar ne aramamız gerektiğine karar veriyor.

Canlılara eziyet edenler, linç duygusu uyandıranlar, nefretimizi körükleyenler kayan ekranlarımız üzerinde daha çok gözümüze sokuluyor. Mesajları büyütme gücüne sahip bireyler olarak, duygu durumumuzu daha fazla ifade ediyoruz. Gördüğümüz bu paylaşımlara ya alışıyor ve kabulleniyor ya da saldırganlaşarak büyüyen bir nefret topuna dönüşüyoruz. Algoritmalar bazen gözümüzü kapasak bile topluma bir ayna tutarak varolanı yansıtıyor.

Algoritmik zaman çizelgeleri, kullanıcılara yalnızca algoritmaların görmek istediklerine karar verdikleri içeriği gösterir ve geri kalanı için bir arkadaşın, yakın aile bireylerinin veya sık ziyaret edilen profilleri veya benzerlerini değerlendirebilir. Bu verilerin analiziyle ilgili problemler görürseniz, yalnız değilsiniz. Sosyal medyadaki içeriğe erişirken kullanıcı davranışının yanı sıra, benzer paylaşan veya yorum yapan katkıda bulunabilecek sayısız faktör bulunur. Algoritmik zaman çizelgeleri göz atmayı önemsemez, tıpkı bir kitapçıya girdiğinizde olduğu gibi en çok okunan kitapları önünüze sıralar.

Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız 7

Algortima destekli otomasyonun bir parçası mıyız?

Algoritmalar hayatımızı nasıl etkiliyor?

Sosyal medya algoritmaları kronolojik sıraya göre yayınlar göstermiyor, bunun yerine, bir makine öğrenme algoritması üzerinden her şeyi filtreliyor. Bilinen temel amaç katılımı ölçmek. Bu ölçüme göre önce ilgi alanınıza bağlı olarak, daha sonra ise ilginizi çekeceğine inanılan daha fazla içerik ekranınızda sıralanıyor. Bir içerik parçasına katılım oranı arttıkça, algoritmanın içeriğin parçasını alıp başka haber kaynaklarına aktarma olasılığı artıyor. Neredeyse mükemmel görünen bu fikir, oldukça mantıklı…

Popüler yazılar teorik olarak daha iyi içeriklerden oluşmalı, yoksa neden bu kadar iyi performans göstersinler! Öyle değil mi?

Algoritmalar popüler çoğunluğu temsil ediyor.

Ne yazık ki insanlar, bu algoritmanın çalışmasına ortam sağlayacak kadar akıllı veya dikkatli değil. Tutarlı bir şekilde en iyisini yaptığı düşünülen bu içerikler; sahte haberlerden ünlülerle ilgili dedikodulara, sosyal linç veya iftiralardan, diğer birçok asılsız şeye dek uzanabiliyor. Fakat bu algoritmalar bunu anlayamadıkları için, ekranımıza genel ilgili gören – alakasız içerikler doluşmaya devam ediyor. Görmekten bıktığımız, anlamlandıramadığımız, insanların neden değerli bulduğunu anlayamadığımız içerikler ekran kalabalıklıklığına devam ediyor.

Algoritmalar toplum genelini yansıtıyor.

Algoritmalar, kendisini besleyen bilgilere ve bu bilgiden çıkardığı kalıplara dayanarak öngörülerde bulunmayı öğrenir. İnsanların sosyal medyada her tür önyargıyı sergilediği göz önüne alındığında, çevrenin bir veri kümesi temsilcisi bu önyargıları da öğrenebilir. Bu anlamda, algoritmalar aynalar gibidir. Tespit ettikleri desenler hem açık hem de dolaylı olarak toplumumuzda var olan önyargılarını yansıtır.

Oturmuş algoritmik bir sistemin, insanların hangi bilgilere eriştiklerini etkilemeye başladığı an, birileri bu bilgilerin hedeflerine ulaşmak için sistemi manipüle etmeye çalışacaktır. Tıpkı günümüzde olduğu gibi…

Hiç şüphe yok ki Facebook ve Google, reklam endüstrisinn baştan yazılmasını sağladı. İnternet ve cep telefonlarının kullanım yaygınlığı bilgiyi tüketme şeklimizi de değiştirdi.

Önce Facebook gibi bir şirketi düşünün.

Zuckerberg’in mühendislik yeteneğini sürdürme kabiliyeti hisse senedi fiyatını arttırmaya da bağlı. Bunu yapmak için, Facebook’un üç seçeneği var. Daha fazla kullanıcı bulmak, kullanıcı başına daha fazla para kazanmak ve para kazanma hizmetleri portföylerini çeşitlendirmek. Bunların çoğu, veri veya kullanıcı sömürüsünü es geçerek sıfır hata payı ile hayata geçebilir mi?

Sonra Google gibi bir şirketi düşünün.

İnternet’te aradığınız tüm bilgiyi indeksleyen, facebook’tan daha fazla seçeneği bulunan, adaletli bir sıralama yaptığını – aradığımız bilgiye ulaştırdığını düşündüğümüz olmazsa olmaz bir sistem. Google’ın İnternet’te aradığımız bilgiyi en doğru sıralamayla ekranımıza taşıdığına inanabilir miyiz? Otomatik tamamlanan arama ekranında sorgumuza karşılık ilk gelen seçeneğin “Otorite” sayıldığı, otorite tıklanma oranının %80’e ulaştığı günümüzde bu popülerliği para ile satın alabiliyor, bulduğumuz bilginin doğru olup olmadığını hiç sorgulamıyoruz. Google, sıralamalarda konumlarını geriye atarak zaten blogların ipini çekmiş, standart bilgi şablonu ve yapay zeka destekli algortimaların anlayacağı şekilde kurallı yazmayı bir zorunluluk haline getiren SEO odaklılılığı başlatmıştı. İkinci arama motoru olarak belleklerimize yerleştirilen ve gittikçe bir çöp yığınına dönüşen YouTube’da unutmamamak lazım.

Hedef halk arasında bir etki yaratmaksa, insanları yanlı görüşler görmeye teşvik etmek sosyal medya devleri için hiç zor değil.

İlk olarak 2017 yılı başında konuşmaya başladığımız Trump ve Brexit kampanyalarında aktif olarak çalışan Cambridge Analytica şirketinin bir istihbarat örgütü gibi çalıştığı ortaya çıktı. 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgilerini toplayan şirketin sebep olduğu manipülasyon, Zuckerberg’i “elindeki yapay zeka destekli algortimayı kullanarak ülkesine ihanet etmek” suçlamasıyla bir başına bıraktı.

Ağustos ayının başlarında büyük teknoloji platformları, nihayet hizmet koşullarını açıkça ihlal eden kullanıcıları yasaklamaları gerektiğini kabul ettiler. Twitter, sahte olduğunu düşündüğü hesapları kapadı. Facebook platformu gözden geçirdiğini, giriş ve veri ihlallerini kısıtlayacağını açıkladı. Apple, Facebook, Spotify ve YouTube, işlettiği çok sayıda podcast ve video kanalını kaldırdı. Bu tür site ve kanalar daha önce topluluk kurallarını ihlal ettiği için uyarılmış, ama umursanmamıştı. Teknoloji şirketlerini ve sosyal medya devlerini en çok endişelendiren, engelleme gerekliliklerinin gündeme girmesiydi. Daha önce buna ortam yaratarak, tüm bunların olmasını izlemişlerdi.

Eylül 2018’in başlarında ise, Facebook ve Twitter, muhafazakar önyargıya sahip olduklarını açıklanan bir kongre duruşmasında suçlanmaya devam ettiler.

Sizin yerinize yapılan tercihler, kontrolün elinizden alınması ve daha fazlası… Otomasyonun bir parçası mıyız?

Bir sabah uyandınız, telefonunuzu elinize aldınız. Algoritma tarafından oluşturulan bir içerik beslemesi ve öne çıkan gündem eşliğinde sosyal mecralarda üretilen size uygun içeriği tükettiniz. Sonra e-postalarınıza geçtiniz. Tabii ki vaktiniz yok, sadece önemli mesajları gözden geçirdiniz. İhmal edilebilir olan her şey otomatik olarak spam veya tanıtımlar klasörünüze zaten eklenmişti. Spotify’da, daha önce ilgi duyduğunuz müziğe göre size önerilen yeni bir çalma listesini dinlediniz. Daha sonra aracınıza girdiniz ve belki Google Haritalar’ı açarak size önerilen güzergahta ilerlemeye devam ettiniz. Tüm bunlar muhtemelen yarım saat içerisinde gerçekleşti. Algortimalar hayatımıza girmeden önce, tükettiğimiz içerik, dinlediğimiz müzik ve yolculuk güzergahınız kendi beyin gücünüze ve seçimlerinize dayanıyordu. Ancak bu sabah karşı kaşıya kaldığınız seçimler, algoritmaların kestirimsel modellemeleri eşliğinde size sunuldu. Belki bu rahatlığa alıştınız / alışacaksınız günün getirdiklerini sorgulamayacaksınız.

Makine öğrenimi burada, yapay zeka burada. Bilgi devriminin tam ortasındayız. Bununla birlikte ortaya çıkacak sonuçlara karşı dikkatli olmamız gerekmez mi?

Algoritmaların kontrolünde bir hayat yaşamak; işe gidip eve dönme sürenizin ne olacağını, hangi müziği dinlemeniz – izlemeniz gerektiğini ve hangi içerikle ilgileneceğinizin tahmin edilmesi, görece zararsız örnekler sayılabilir. Ancak, Facebook haber akışınızı kaydırırken, google sorgulamaları yaparken bir yerlerde bir algoritma alışveriş alışkanlıklarınızı, izleme kriterlerinizi, kariyer beklentilerinizi, tıbbi sorunlarınızı, nelere tepki verdiğinizi, ilgi alanlarınızın nereye evrildiğini ölçümlüyor.

Günümüzde makine öğrenme destekli algoritmalar umut verici bir çözüm gibi sunuluyor ve görülüyor. Buradaki fikir, yapay zeka destekli algoritmaların, insanların olabileceğinden daha adil ve verimli olma yeteneğini güçlendireceği ile ilgili. Dünya çapındaki şirketler, hükümetler, organizasyonlar ve bireyler birçok nedenden dolayı karar vermeyi bırakıyor. Daha güvenilir, daha kolay, daha az maliyetli ve zaman yönetimi açısından daha verimli olduğunu düşündükleri yapay zeka destekli algortimalara güveniyor. Ancak, hala bilinmesi gereken bazı endişeler var. Algoritmik sistemler temelde ağlar oluşturarak ve başkalarının da bunu yapmasını sağlayarak işlev görüyor. Öte yandan birçoğumuz teknoloji endüstrisinin yarattığı dezenformasyonu eleştirdik, platformların bilgi alanındaki tarafsız oyuncular olduğunu da iddia ettik. Oysa “If, then, else” ile şekillenen algoritmik bir sistemde tarafsız kalmak gibi bir seçenek yok.

Biz insanlar robot veya algoritma değiliz. Seçme hakkımız var, taraf tutarız, duygularımızı gösteririz, seçenek bolluğunu ve bir gruba dahil olmayı severiz. Dayatılan algortimalar sebebiyle odaklanamıyor, kafa karışıklığı yaşıyoruz. Doğru bilgiye ulaşmak için daha fazla zaman harcıyoruz. Mesajları büyütme gücüne sahibiz ve manipüle ediliyoruz. Ancak tüm bu gidişatı değiştirebiliriz, yeter ki gücümüzün ve olan bitenin farkında olalım. Çarkı hızlı döndüren bir parça olmak yerine, bir birey olduğumuzu, hep birlikte güçlü olduğumuzu, ağımızı büyütebileceğimizi ve sorgulamamız gerektiğini hep hatırlayalım.